Sepetinizde Ürün Bulunmamaktadır.


Yerli Polisiye Seti - 7 Kitap Takım

Yerli Polisiye Seti - 7 Kitap Takım

Yerli Polisiye Seti - 7 Kitap Takım

Yazar: Kolektif
Yayınevi :

Labirent

Stokta Yok
  • Ürün geçici olarak temin edilememektedir.
  • Barkod: 3276320170007

Anne Bak Kim Geldi?

Türk polisiye edebiyatının en üretken kalemlerinden biri olan Ayşe Erbulak'ın Anne Bak Kim Geldi? isimli 5. romanı okurlarla buluşuyor.

Ayşe Erbulak, hikâyede boşluklar bırakmadan, üstelik katili romanın başında okuyucuya sunarak, bu tür kurgularda karşılaşılan zorlukların üstesinden ustalıkla geliyor. 30 yıl önce kaybolan bir anne ve annesini bulamadığı için teselliyi yurtdışına gitmekle bulan bir oğul; bir anneyi öldürecek kadar gözünü karartmış başka bir roman kahramanı...

Katilin, cinayet işlemesine sebep olan olayların üzerine cesaretle giden Erbulak, romanda okurlarına büyük bir vicdan muhasebesi de yaptırıyor. Romanın sırrı ve büyüsü ise şu cümlede saklı: "Bu dünya ikimize dar kızım... Ya sen öleceksin, ya ben!"

"Başı dönüyor, denizde değil de bulut kadar yumuşak bir hortumun içinde hızla dönüyordu. Bu dünyadan göçüyor olduğunu, çocuklarını, torunlarını bir daha göremeyeceğini düşündü. Balık etli olmasına karşın kendisini gramdan bile daha hafif hissetti. Şu anda gördükleri denize girdiği sırada etrafında gördüklerine benzemiyordu. Pastel renkler giderek siyaha boyanıyordu. Hem kör, hem sağır olmuştu. Bir uçtuğunu, bir dünyanın en dibinde bir noktaya doğru hızla çekildiğini hissetti. Acaba hangisi üstün gelecekti? Bu his ona tansiyonunun düşmüş olacağını hatırlattı bir an. İstemediği halde su yutuyordu. Artık gözlerinde sadece karanlık vardı, derin, dipsiz bir karanlık. Kendinden geçerken başına gelen şeyi algıladı."


(Tanıtım Bülteninden)

 

Cemaatçinin Ölümü

Barış Soydan, darbeye giden yolun iyi niyet taşlarıyla döşeli olmadığını bir kez daha gösteriyor. Ufuk Lodos, gerçek olmasını isteyeceğimiz kadar sıradışı bir karakter. 
-Ahmet Ümit-

"Pek çok İslami grup 12 Eylül'ü desteklemişti. İçlerinde Bahattin Erek Cemaati bile vardı. Cemaat'in bütün bu darbe karşıtı afra tafrasının arkasında, darbeciliği örtme çabası var gibi geliyor bana. Hiç şüphem yok, ellerine fırsat geçse, altın nesillerini iktidara getirmek için darbe yapmaktan bile çekinmezler."

İktidar-Cemaat savaşı. Tasfiye ve gözaltılar. İşkencede öldürüldüğü anlaşılan Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Gündüz. Ve tek başına, yandaş medyadan kovulmuş, kendisiyle yüzleşmekten kaçınmayan cesur bir gazeteci Ufuk Lodos. Cemaatçinin Ölümü, siyasi gündemimizi tartışmaya açarken, aynı zamanda ortaya nefis bir "hesaplaşma" romanı çıkıyor. 

Barış Soydan, ülkemizde eksikliği hissedilen "politik polisiye"ye yepyeni bir soluk getiriyor.


(Tanıtım Bülteninden)

Gerçek Ama Hangi Gerçek?

"O ilaçların bana bir faydası yok ki! Hem içine ne koyuyorlar bilmiyoruz. Bak, sapasağlam kadını öldürdüler, biz aval aval seyrettik."Babasının konuşurken birdenbire değiştiğini, adeta başka bir âleme geçtiğini Emre yıllardır biliyordu. "Baba bak yine sanrılar geldi. Hayal görmeye başladın. İlaçlar..."
"İlaçlar sadece beni yavaş yavaş öldürüyor. Hoş, anneni ilaç vermeden öldürdüler. Sırf ben ellerine kalayım diye!"Paranoid şizofren, emekli matematik profesörü Levent Drama, hastalığının etkisiyle işlediğini düşündüğü bir cinayetin vicdani muhakemesini yaparken, öldürdüğünü düşündüğü Hande Bitez, birkaç gün sonra profesörün itiraf ettiği şekilde öldürülür. Ortada "unutmak" ya da "hatırlamamak" üzerine bilimsel bir muamma varken, "Gerçek ama hangi gerçek?" sorusunun cevabı her şeyden önemli bir sorun haline gelecektir.
Cüneyt Ülsever'den, geçmişle günümüz arasındaki gerilim ve geçişlerle kurgulanmış, usta işi bir roman!


(Tanıtım Bülteninden)

Kadın Cinayetleri

... Karşısına çıkacak her şeyi yerle bir edeceğini biliyordum... Ve katil olduğunu da... Beni yatağıma taşıdı, onu hâlâ görebiliyordum, bana yaptıklarını... Bağırmak istiyor muydum? Yardım çağırmak... Hayır! Kendimi katilimin ellerine teslim etmiştim, ölmek istemiyordum, yanlış anlama, sadece o anı yaşamaya devam etmek... O teslimiyeti...


Verda Pars, ilk romanı Kadın Cinayetleri'nde, intihar eden bir yazarın hayat hikâyesini yazmaya çalışan genç bir kadın gazeteci kahraman armağan ediyor okurlara: Misli Perin. Toplumda kadına uygulanan şiddet, cinayetler. Samatya'nın fakir sokakları. Popüler bir yazar, yaşama bağlı olduğu halde neden intihar eder? Ya gerçek?


(Tanıtım Bülteninden)

Ölüler de Yalan Söyler

Hüseyin Ekinci, ilk romanı "Ölüler De Yalan Söyler" ile son yıllarda önemi daha fazla hissedilen adli bilimleri derinlemesine inceliyor. Suçu, suçluyu ve psikolojik etkenleri bilimsel verilerle ortaya koyarken, soluk soluğa bir romanla 15 yıl önce işlenen seri cinayetlerin peşinde, bilimin ışığıyla ilerliyor...

Maskeli katil, işkence töreninin ardından hiçbir şey olmamış gibi ağır adımlarla merdivenleri çıkarak mutfağa gitti. Önce kendine bir kahve yaptı. Ardından televizyonun karşısına geçip Dexter isimli diziyi izlemeye başladı. Büyük keyif aldığı her halinden belliydi. Biraz önce Seren'in sırtında çentikler açtığı bıçakla bu kez elma, portakal soydu. Birden bir ses işitti. Hızlı adımlarla bodruma doğru yöneldi.

Merdivenlerden üçer beşer indi. Bir an genç kızın kaçmaya çalıştığını düşündü. Oysa Seren'in nefes alacak hali yoktu. Astım krizine girmişti. İniltilerin sebebi oydu. Adam kızın baş ucundaki ventolin şişesini aldı. Üst üste iki kez püskürttü. Ardından bir kez daha denedi ama olmadı. Boş şişeyi bir kenara attı.


(Tanıtım Bülteninden)

Tanrıların Şatosu

Cumhurbaşkanı yukarı bakmak istedi ancak görebildiği sadece alevler ve güvercinlerdi. Bir an güvercinleri, cennetin işareti olarak düşündü. Sonra eskiden kuşları beslemeyi ne kadar sevdiğini hatırladı ve bunu uzun zamandır yapmadığı aklına geldi. Camideki alevler onu da sardı. Teni yanıyor, canı acıyordu. Çığlık atmak istedi ama başaramadı. O gün camiye giren kimse dışarı çıkamadı.


(Tanıtım Bülteninden)

Simirna Kızılı

Ne diyeceğimi bilemedim. Buraya Türklerin işgalcilere karşı ne yapacakları hakkında bilgi alacağımı umarak gelmiştim. Oysa o, benden bilgi istiyordu. Yine de samimiyet kurup ağzından laf almak için bir şeyler söylemem gerekiyordu. "Bildiklerimi siz de biliyorsunuzdur," dedim. "Şehir, yabancı askerlerle dolu. Herkesin dilinde Yunan ordusunun yakında geleceği söylentisi var. Şehir onlara verilmezse Rumlar, İtalyanlara silah çekmek niyetinde."

Mondros Mütarekesi sonrası İzmir. İşgal kuvvetleri şehirde cirit atıyor. Türkler direnişe hazır... Rus komiser Sergey Andreyev, işgalciler hakkında istihbarat toplarken, esrarengiz bir cinayeti de aydınlatmaya çalışıyor. Suphi Varım, tarihe yine farklı bir pencere açıyor. 


(Tanıtım Bülteninden)

 

 

 

 

 

 

Hamur Tipi : 2. Hamur

Sayfa Sayısı : 1532

Yorumlar 0

Henüz yorum yapılmadı!

x

İnternet sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz ve internet sitemize yapacağınız ziyaretleri kişiselleştirebilmek için çerezlerden faydalanıyoruz. Dilediğiniz halde çerez ayarlarınızı değiştirebilirsiniz. Detaylı bilgi için tıklayınız